Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

19 tane "anlayamadıklarım" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"anlayamadıklarım" tagli diger ogeler resimler , videolar

neden?

- başın sağ olsun
- ne?
- kardeşin  vefaat etmiş.
- ne, ne? nasıl, neden? hayır!

onun kartenesiydi, birlikte 28 yılları vardı. bir 28 yıl daha yaşanmamalıydı bu an.  paylaşmayı öğrenmişti ilk kez; o bu dünyaya geldiğinde.. annesini, babasını, oyuncaklarını, kitaplarını, kasetlerini, dertlerini, mutluluklarını ve daha çok şeyi paylaştığı insandı o, kardeşiydi, kartanesiydi. neden ölmüştü ki bu kadar erken? neden terketmişti ki onu sanki?
.
.
.
.

- başın sağ olsun, babanı kaybettik..
- ne? niye? nasıl?

bu hayatta en çok  saygı duyduğu insandı bu kez onu terkeden. daha yedi sekiz  yaşlarındayken, rutubet kokan bir marangozhanede babasından öğrenmişti; emeği, alın terini, azmi ve çalışmayı. o günler değil miydi  ondan sonraki hayatında ona yol gösteren, şevk veren? hatırladıkça içlendi, içlendikce ağladı. canı gibi sevdiği bu değerli, onurlu insan neden ölmüştü, neden terketmişti onu?
.
.
.
.

- başın sağ olsun!
- kim?
- nagihan öğretmen,
- neden?

nagihan öğretmen hem kapı komşuları, hem de onun ilkokul öğretmeniydi. çok severdi bu ellisine dayanmış kadını.  henüz çocuk yaşta, az bildiği bir kavramın üzerine, en karmaşık kavramları oturtan kişiydi nagihan öğretmen. dürüstlüğün "yalan söylememek" ten ibaret olmadığını ilk kez ondan öğrenmişti. ilk deneyimleri acıydı aslında ama bugün sadece diliyle değil, davranışlarıyla da dürüstse bunu nagihan ögretmene borçluydu. peki nagihan ögretmen neden ölmüştü, o neden gitmişti bu dünyadan?
.
.
.
.

- başın sağ olsun, erdal abi vefaat etmiş.
- neden ya neden?

"sağlam adam"  diye tabir edilenlerdi erdal abi. vaktiyle kahvehanelerde iskambil oynayarak vakit öldürmekten  kurtarmıştı onu. düşünmesi gereken başka yığınla şey olduğunu hatırlatan kişiydi erdal abi. az mı birlikte kafa yormuşlardı ülkenin gidişatına. bugün ki fikirlerinin çogunda onun izi var dı. iyi ki de vardı. demek o da gitmişti ha, o da terketmişti onu. peki ama neden?
.
.
.
.

bir sabah yine taziyelerle uyandı. "deniz" dediler, gerisini dinlemedi bile. tek bir kez "neden ?" demedi. iki damla yaş düştü gözünden, günlerce sustu. ona "paylaşmayı, emeği, dürüstlüğü ve düşünmeyi nasıl yoğuracagını", tüm bunlardan nasıl güzel bir hamur elde edeceğini öğreten kadın gitmişti bu  kez.. her birinin tek başına bir anlamı olmadıgını öğreten kadın gözlerini kapamıştı. bir kez sormadı,  "neden?" demedi birkez, ona "aşk"ı öğretenin ardından..


&&&
ne büyük erdemler var şu hayatta. içlerinde en güzel olanlarına sahip olabiliriz. ama onları sevgiyle harmanlamak gerekir. çünkü kimi zaman en büyük "neden" olur sevgisizlik..

son olması için yazılmış ilk mektup..

geride hiç yazılmamış yapraklar bırakarak  gidicem bu yerlerden. boş ama artık temiz olmayan sayfalar akamdan el sallamamakta, bana veda sözcükleri  sıralamamakta  ısrar edecekler. sözlerimden bir kısmı söylenmiş olduklarına  isyan ederken; henüz söylenmemiş ve hiç söylenmeyecek olanlar  derinlerde  bir yerlerde   bana gücenecek ve hatta belki küsecekler.terkettiğim ve ya terk edildiğim geceler arkamdan kıs-kıs gülecekler. ama öte yandan gündüzler de suratlarını ekşitecekler.

vaktiyle peynir gemisine yükleyip yolcu ettiğim hayallerimin demir aldığı ve benim neresi oldugunu hiçbir zaman bilmediğim (belki de bilmek istemediğim) eski adadan; posta kutuma düşen mektuplar arkamdan sövecekler artık okunmuyor olduklarına yada hiç okunmayacak olduklarına lanet edecekler.

çok zaman önce her bir kırıntısını içimden, büyük bir özenle temizlediğim aşk; gidişime aldırış dahi etmeyecek. yokluğumu zerre kadar önemsemeycek. belki birileri aşka haber verecek; belki birileri yakıp söndürdüğüm sigaraların gecemde bıraktığı ışıklardan  bahsedecek ona. ama o umursamayacak hiçbirini. ve kendini hiçbir zaman gidişimden sorumlu tumayacak ( ve ben de gidişimden hiçbir zaman onu sorumlu tumayacağım)

kirlenmiş sayfalarım arkamdan el sallamazken, sözlerim  küskünleri veya asileri oynarken, gecelerim gülüp gündüzlerim ağlarken, hayallerim ve yankıları bugüne değin hiç duymadığım küfürleri rüzgarla savururken ve    aşk uykudayken ; arkama dönüp , mazime bakmak için bir an duraksayacağım. ama içimi kavuran  " geri dön ve son bir kez bak!"  isteğine karşı koymayı ve yoluma devam etmeyi de bileceğim..

solmus nefesler bilindik türküleri tutturdugunda, gitmis olucam.. ve yorgun sesim artik susacak.. ardimdan ne bir agit ne de bir türkü yakilacak. hiçbirsey olarak geldigim dünyadan hiçbirsey olarak göçmek yine bana kalacak.tanidigim, tanimadigim herkese selamlar olsun..

sırf arslan doğuruyor diye karıncanın karısını boşadığını, kışın yanan yazın donan sardunyanın bir gece yarısı şehri terettiğini, uçağa çarpan kadının tazmiinat ödediğini, gökyüzünde yıldızların  güneşin üzerini yorgan gibi kapladığını, nefes alıp vermeden  yaşayabilen bir kalbin yazlık sinemada baş rol oynadığını, nicelerinin gelip nicelerinin göçtüğünü gördüm, duydum.

oluk oluk su akan  çeşmenin altındaki bir küçük bardağın dolmadığını, bir bavulun yalnız başına dünyayı dolaşamadığını, rüzgarın keyfi kaçınca daha şiddetli esmediğini, çay kaşığının şekersiz bir fincanda vir anlam taşımadığını, yaramazlık yapan çocukların ağzına biber  sürülmediğini,  yaraya merhem sürünce daha iyi olmadığını gördüm, duydum

anlamların,  yalnızca anlamsızlıkların varlığında  mana bulduğunu gördüm, duydum.

senin, yalnızca sana ben değer verdiğimde  değerli oldugunu gördüm duydum.

inanma sen  bana yine de..

 

 

 

yazmak zor iş..

vedigersacmalamalar_CAYIBYCO tahliye kapılarını açmak yetmiyor bazen. muslukları kontrol etsen, tüm vanaların açık oldugundan emin olsan  da boşaltamıyorsun bazen  borulardakileri..  sular kesik oluyor bazen, o çok ihtiyacın olan bir damla süzülmüyor yanaklarından aşağı..

     kışlıkları kaldırmak yetmiyor bazen. hava durumları yazın gelişini haber verse de,günün ortası olsa da, güneşin tepede belirecegini bilsen de; var gücünle inansan da  o çok ihtiyacın olan yaz gelmiyor, o tek bir gülümseme belirmiyor suratında..

     ve bazen kendin olamıyorsun, içip içip sarhoş olamıyorsun; kendini bulamıyorsun..

     ve yine bazen anlaşılır olmak istedikçe anlaşılmaz oluyorsun.. 

     &&&

     ve galiba derdin  yokken yazamıyorsun 

bugünden, kırk sene sonraki bugüne..

birkacmektup_CA671FXU heyy koca hatun,
dalmışsın yine hatıralara, yaymışsın yine ne kadar sararmış yaprak varsa masanın üzerine.. ama bu kez kızmıyorum sana, vakti gelmişti ne de olsa.. sabrettin bunca yıl okumadıbn birkez olsun bu yazdıklarımı yada yazdıklarını..
sana en son beş yıl önce yazmıştım, bugün kağıt kalemi elime almadan önce baktım, duruyor hala sakladığım yerde. çıkartmadım yerinden okumadım yazdıklarımı. biliyorum ki sende okumayacaksın vaktinden önce ne bunu ne de diğerini..
neler değişti o günden bugüne, peki? niye yazıyorum sana yeniden?
aslında değişen hem çok şey hem de hiçbirşey.. okulum, arkadaşlarım, dostluklarım, okuduklarım, dinlediklerim değişti. ama hani içimde durmadan soluyan bir ben vardı ya, o hiç değişmedi beş senedir. hala soluyo.. bazen derinden temiz havayı, bazen kesik kesik sigarayı.. ama hala soluyo..
kişilerden bahsetmem ben bilirsin. isimler bugün var yarın yok yanımda. ama sana beş yıl önce anlattığım hikayelerde sonlandı birkaç zaman önce. sonlanırken onlar, hafiften canım yandı ama şimdilerde ince bir kabuk kapladı üzerlerini. boş durmuyorum ben bu arada. elimde bir iğne, mümkün olduğu kadar derine batırıyorum.. yüreğimde yeni yaralar açıyorum ama kabuk tutan yerlere dokunmamayı da öğrendim artık. sonuçları gören de bilen de sensin koca hatun. ahh ben şu mektubu yazarken satır aralarından çıksan da anlatsan bana yok olacakları ve izi kalacakları..
biliyorum ki sende saklı benim geleceğim. ama benimde elimde senin geçmişin.. hangimiz daha cok seye sahibiz diye düşünüyorum şimdi istemeden. senin elinde yaşanmışlıkların, benim de yaşanacaklarım. ama elimde olmadan da merak ediyorum senin yaşanmışlıklarını ve benim yaşanacaklarımı..
şu ara sabah yüzümü yıkarken aynaya bakmamaya çalışıyorum pek. çok daha çirkin hissediyorum kendimi.. aynadaki yansımamla karşılaşınca moralim bozuluyor, günüm kötü geçiyor. peki sen ne alemdesin? umarım yoktur böyle bir sorunun.
bir de bu aralar dağınığım çok. evet, her zaman dağınıktım ama hiç bu kadar olmamıştı. herşey heryerde.. aradığımı bulmam okadar vaktimi alıyor ki. haklısın düzene sokmalıyım, bu gidiş iyi değil hiç..
yok ama hep kötü değil hayatım. iyi şeylerde oluyor. senin yaşanmışlıklarına güzel şeyler katmaya çalışıyorum. iki gerçek dostum var hep yanımda olan.. herşey geçici de kalıcı olan dostluklar ne de olsa.. sen daha iyi bilirsin gerçi bunu.. bu arada sormadan edemiycem; dostlarım bugün de senin yanındalar de mi? lütfen cevabın hayır olmasın!
aa.. sadece bu kadar değil. senin için yeni şeyler öğrenmeye çabalıyorum. mesala yazı keman öğrenerek geçircem, sırf sen yanlız başına kaldığında sıkılma, eline kemanını al, dünden bugünden çal diye yapıyorum bunu. tamam kötü bir yalancıyım, ama bunu gercekten ikimiz için istiyorum..
başka, başka.. ne taşısam ki dünden sana?
ah be koca hatun ne çok şey vardı mektubuma başlarken anlatacak şimdi hepsi uçup gitti. neyse kısa keseyim bu seferlik, hem sende başını dinle biraz..
gecen sefer bitirirken kullandığım kelimeyi artık kullanmıyorum, onun yerine diyorum bitirişlerde.. ama sana bunu söylemek de anlamsız olacak şimdi. hiç bir zaman görüşemiyceğiz senle koca hatun!
napalım diyeyim o zaman..
kal saglıcakla..

benden büyük yalancı yok!



iki yıl önce.. hayır hayır beş gün dah önce.. ne farkederki dünün içinde bir yerde; yetişkin olmayan ama çocuk da sayılmayan bir kızın yalandan dünyasında, "hayller kırıldı". ayrılık kolaydı aslında, hayaller kırılmasaydı.

aşk iki kişilik birşey. ikinizde seviyorsanız var. canım aşk istedi, buldum. o da buldu. sonra canım ayrılık istedi, ayrıldım. o istedi mi? istedi.  "ayrılsan da dost kal, yaşanmışlıkların hatırına!!" yaşanmışlıklara saygım büyük.  "tamam dost kalalım" birlikteyken haftanın hergünü yanyana, dostken de öyle.. birlikteyken baktıgın gözler hep karşında.. birlikteyken sana uzanan sıcak eller yine uzanıyor. "söverim ben böyle ayrılığa.. müsade et de unutayım seni be adam!"

hepsi yalan oldu bak! ne kaldı geriye?

aşk iki kişilik olmak zorunda mı? kim söylediyse uydurmuş. engüzeli kendi içinde yaşadığın, en güzeli tek kişilik olan aşk. tabi ya yüreğini ne kadar kanatsan o kadar güzel olur.

beni sevsin yada sevmesin. ben sevdim mi? sevdim. aşk zaten tek kişilik. sanane yada banane iki kişilik masallardan.hem en güzel aşk platonik olanıdır.  "ağzıma geleni sayıyorum, bağıra bağıra küfrediyorum. rahatı kaçan uykularım sana mı sığındı, sana mı dert anlattı? dudaklarımı morartan sigaralar, senin ciğerlerine işledi mi? 'en güzel aşk platonik olanıdır' dediğin için ve tüm diyenler için, deliler gibi sövüyorum sana!"

yine aktı yalanlarım.. gerçekten eser kalmadı.. seni de unutunca tüm söylediklerim yalan oldu, bak! avucumda yalanlarım kaldı.

bugünün ortasında.. gözbebeklerimden aşk sızdı yine..tek kişilik mi, iki kişilik mi bilmiyorum. umursamıyorum da.. sadece peşin peşin küfrediyorum  "damarlarıma yüklediğin andrenalin için" sana ve günün içinde bir yerde bitecek olan aşkına..

avcumu her açtığımda biraz daha boşalıyor, parmaklarımın arasından biraz daha gerçek yitip gidiyor.  her geçen saniye yeni yalanlar sarılıyor bedenime.. her yalanıma binlerce kez sövüyorum ve gözlerim başka yalancılar arıyor.. ama bulamıyorum; benden büyük yalancı yok!

her ayrılık bir vurgun
değmeyin yaşlarıma
benden selam söyleyin
bütün aşklarıma..

yalan söylersen ellerin kötü kokar

herşey zamanla eskir, yıpranır, kullanılamaz hale gelir. ve bazen "gerçekler" de eskir, kullanılamaz hale gelirler. peki ne yaparız, gerçekler işe yaramaz hale geldiğinde?

tıpkı eskiyen başka şeyleri oldugu gibi, onları da yenileriyle değiştiririz. peki bir "gerçek" ten daha "gerçek" birşey bulup onun yerine koyabilir miyizi?  mümkün mü bu?

genelde olanaksızdır bu.. kaldırıp çöpe attığımız bir  gerçeğin yerini alan şey çogunlukla bir "yalan" dan başkası değildir. yalanlar zaman zaman çok işe yarar. hatta bazen yerini aldıkları "gerçekler" den dahi  çok işe yararlar. çoğu kez geç kalmalarımızı , yapmak istemediğimiz görüşmelerimizi, söylemek istemediğimiz sözlerimizi örtpas ederler. "yalanlar" kimi zaman faydalıdırlar, kimi zamansa... muamma..

peki ya birgün kaldırıp attığnız  "gerçekler" e işimiz düşerse yeniden? ellerinizin kötü kokması pahasına; elinizi çöp kovasına daldırıp, bulundukları yerden cıkartabilir misiniz "gerçekler" i ?

&&&

sanılanın aksine yalan söyldeginiz de burnunuz uzamaz; elleriniz kötü kokar..

(yıkasanız bile)

kim çözer ki bunca derdi?

ssokaksahnesi_elma hava ılıktır genelde, arada bir yağış alır. o da besler sahibinini dallarını, güneşin göz kırpmalarına aldanıp çiçek açar sahibin. bir iki güne kalmaz başkaları da çiçeklenir. ortalık cıvıl cıvıl olur. derken yapraklarını da gösterir doğaya.. ama "yalancı yalancı" yı oynuyordur hava.. birden çatar kalarını, soğutur bakışlarını.. sahibin üşür, çiçekleri dökülür. tam da küsmüşken havaya sen görünürsün dalların arasında. miniciksindir. sahibin yapraklarıyla üstünü örter, saklar seni kaprisli havanın hışmından.. zamanla araları düzelir bu iki eski dostun.. sen de yavaş yavaş büyürsün. gün gelir kızarırsın, artık yaprakların gücü yetmez seni saklamaya.. görenlere iç geçirtirsin. çok el uzanır seni almak için ama yüksektesindir, yetişemezler. bir sabah sarsıntıyla uyanırsın, acır canın. birşey kemiriyordur seni, anlamazsın ilk zamanlar. sonra bir de bakarsın alışmışsın içindeki kurtla yaşamaya. aradan zaman geçer tüm arkadaşların gitmiştir, sen kalmıssındır birtek. belki can sıkıntısından belki de havanın o günkü kıskançlığından; hafif bir esintiyle atarsın kendini yere. yere atmanla kendini çok kez sana imrenerek uzanmış ama yetişememeiş bir el uzanır üzerine. kaldırıp seni düştügün yerden şöyle bir parlatır ve ağzına götürür. ve peşinden
"-ögg, kurtluymuş" deyip fırlatır, bunla da yetinmez bir de söver.
atıldığın yerde acılar içinde inlersin ama kimse aldırış etmez. bir müddet sonra acın diner. toprak olursun, niceleri gibi..

&&&

hayat hep horgörmez insanı ama horgörülen birine de asla elini uzatmaz. kime sorsan dertli, herkes anlatıyo, kimse dinlemiyo.. kim çözer ki bunca derdi?

o küçük ayna..

annemin önüne bagdaş kurup otururdum. o da elinde saç fırçası, hafif hafif dokunurdu saçlarıma.. ilk o yıllarda tanışmıştım onunla. annemin bana küçük bir hediyesiydi. onu; önce uzaktan kendime dogru tutar, sonra yavaş yavaş yakınlaştırırdım. yüzümü şekilden şekle sokardım. sırıtırdım, kızardım.. çeşit çeşit bakışlar fırlatırdım.annemin saçımı tarayışını izlerdim bir yandan da.. ah ne keyif verici bir şeydi  o yıllarda aynaya bakmak..

derken biraz büyüdüm. yüzümün çillendiği, sivilcelendiği zamanlarda olacak; nefret eder oldum ondan. her baktığımda sanki biraz daha çirkin gösteriyordu, beni bana.. kaç kere fırlattım o küçük aynayı.. ama en az benim kadar inatçıydı, kırılmadı. birkez olsun çatlamadı bile..

birkaç zaman daha sonra ilk "seni seviyorum" u duydum, sevdiğim birinden. ve peşinden birkaç güzel cümle daha.. o gün  o küçük aynaya kaç kez baktım kimbilir. kendini beğenmenin ötesinde birşeydi bu. hiç olmadığım kadar güzel gösteriyordu beni. yeniden sevmeye başladım onu.. eskisi gibi keyif verici oldu aynaya bakmak.. dost olduk yeniden..

"öldü" dediler, en sevdiğim için.. "yalan" dedim, ama gerçekti. aylarca kendime gelemedim. ne kadar zaman sonra yine karşılaştık o küçük aynayla.. istemdışı baktım bir kez kendime.. nefret ettim. vaktiyle söylemediklerim, söyleyemediklerim bugün içime oturmuştu. ve şimdi "pişmanlık" olarak suratıma yansıyordu. hiç yakışmamıştı yüzüme bu ifade.. ve yeniden bir köşeye fırlattım hiçbir suçu olmayan o küçük aynayı..
.
.
.

kimbilir kaç kez fırlattım onu daha ve kimbilir kaç kez geri aldım.. bugün sabah elli yedi  yaşında çok şeyler  kazanmış ve çok şeyler kaybetmiş biri olarak; bir kez daha baktım o küçük aynaya.. annemin hatırasına..

çok vakit almıştı ama öğrenmiştim "yaşamımı kendimin belirlediğini, görüntümün kendi elimde olduğunu.." .
tam artık "küsmelere paydos "demiştim ki; ihtiyarlık işte ayna elimden düşüverdi ve kırıldı. önce çok üzüldüm ama şimdi anladım ki; kırıldı çünkü artık bana öğretebilecegi birşey kalmamıştı..

&&&

aynanın bize taşıdığından çok daha fazla boyutludur gerçekler. bize yansıttığı görüntüyü belirlemek ise; yine bizim elimizdedir

şırınganın öyküsü..

bir hasta bakıcı ile hemşirenin kendi aralarındaki fısıldaşmayı  birkaç ton aşan seslerine uyandı. gözlerini şöyle bir oğuşturdu. ortalığın  belirmesiyle yüzündeki tebessüm de yok oldu. yine aynı yerde; tüm duvarları, yatak örtüleri, masa örtüleri beyaz olan koğuşun, en sonundaki yatağındaydı. çok geçmeden gözü kollarındaki izlere ilişti yine ve hergün ki gibi ağlamaya başladı. her şırınga izinde ayrı bir kabusu canlanıyordu zihninde.

mesela şu iz; onu oraya açtıgında hiç parası yoktu ama dayanılmayacak şiddetteydi isteği. damarlarından kanı çekiliyormuş gibiydi . birkaç arkadaşından borç para istemiş ama kimseden bulamamıştı. en sonunda annesinin karagünler için sakladığı üç-beş altınını almıştı. bunun adının hırsızlık oldugunu o günde biliyordu ama istekleri daha ağır basıyordu o zamanlar. şimdi o şırınga izine baktıkça okadar utanıyordu ki.

yada şu iki iz. diğerlerine göre en eski olanlardı onlar ama çok daha belirgindiler. bunlar ilk başladığı günlerden kalanlardı ona. şırınga ile kendini damardan zehirlemeye başladığı günlerden hediyeydiler. neden vurmuştu ki sanki o iğneleri, o zamanda biliyordu "birkereden birşey olmaz" lafının hiçbir doğruluğu olmadığını. ama hani şeytana uymuştu deyim yerindeyse. sökmek istiyordu bugün izleri ordan ama olmuyordu.

kaç ay olmuştu ama morluklar bir türlü geçmiyordu kollarındaki. nefret ediyordu bu " partilerden, gece eğlencelerinden, uçmalardan" kalan morluklardan. geçen yaz  hiç kısakollu giyememişti onlar yüzünden. biri görecek, anlayacak diye ödü kopuyordu.
.
.
.
.

o böyle düşünürken  sabah vizitesi gelmişti bile. iki doktor hasta dosyasına bakıyor , akşamki nöbetçi hemşire  de onlara " akşam ve gece anormal bir durum gözlenip gözlenmediği" ile ilgili rapor veriyordu. bir süre  doktorlar ve hemşirenin konuşmalarını  dinledi ama bir türlü anlamıyordu; günlerdir hep kendi aralarında konuşuyorlar, ona hiçbirşey söylemiyorlardı. oysa ne olup bittiğini bilmek hakkıydı. aslında tahmin edebiliyordu; hiçbir zaman iyileşemeyecek, canı hep o lanet şeyi izleycekti. ama yine de birşey söylemeliydiler ona, iyi yada kötü birşey. soran bakışlarla önce bayan doktora baktı ama bir yanıt gelmedi ondan. daha sonra erkek olan doktora yöneltti bakışlarını.. doktor göz kırptı ve sevecen bir ses tonuyla;

- merak etme, bu yazı kısa kollu ile dışarda geçireceksin, dedi.



&&&

onun sadece şansı yaver gitti. ömrü boyunca bir daha hiç kısa kollu giyemeyecek de olabilirdi.
.
.

yapaken sonuçlarını farketmediğimiz ah ne çok şey var şu hayatta. ama bazı şeylerinse sonuçları ta en başından bellidir. peki öyleyse neden yaparız? pişman olmak için mi? oysa öyle şeyler vardır ki; pişman olmak için bile geç kalmışızdır..